Vazgeçilen Alacaklar | ÖMER KALIN

Vazgeçilen Alacaklar

Öncelikle bir alacağın değersiz, şüpheli ve vazgeçilen alacak olabilmesi için öncelikle alacağın Ticari veya zirai kazancın elde edilmesiyle ilgili olmasının yanı sıra gerçek bir faaliyete dayanması gerekir. Uygulamada ticari ilişki çerçevesinde ihtiyaç duyulan kredinin üçüncü kişilerden temini için verilen ve gerçek bir borç alacak ilişkisine dayanmayan hatır çeki ve senetleri için zarar ve gider yazılması mümkün değildir.

Bazı durumlarda, borçlunun ödeme yeteneğini tamamen yitirmediği halde, kimi işletmeler borçlusunu güç durumdan kurtarmak için alacağından kısmen veya tamamen vazgeçebilir.

V.U.K.’nun 324 üncü maddesi hükmüne göre;

  • Konkordato

veya

  • Sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar,

Borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kâr hesabına naklolunur.

Vazgeçilen alacak kavramı,

esas itibariyle borçlu tarafı ilgilendirmekte olup, madde hükmünden de anlaşılacağı üzere borçlunun söz konusu vazgeçilen tutarı nasıl değerlendirmesi gerektiğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Zira alacaklı yönünden artık tahsili mümkün olmayan alacaklar, 213 sayılı VUK’ un 322. maddesinde ifade edildiği üzere değersiz alacak olarak nitelendirilmekte ve bilanço esasına göre defter tutan mükellefler söz konusu tutarı zarar, işletme hesabına göre defter tutan mükellefler ise söz konusu tutarı gider yazmak suretiyle yok etmektedirler. Ancak söz konusu tutarlar sermayede meydana gelen azalma niteliğinde olduğundan dolayı, dönem sonunda Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) olarak dönem matrahlarına ilavesi gerekmektedir. Haliyle alacaklısı yönünden zarar/gider kabul edilen tutarların, borçlusu yönünden kâr/zarar olarak hesaplara intikali gereklidir.

Bir alacağın vazgeçilen alacak olarak değerlendirilebilmesi için, söz konusu alacağın alacaklısı tarafından konkordato ya da sulh yoluyla tahsilinden vazgeçilmesine bağlıdır.

Konkordato; ödeme kabiliyeti azalan bir borçlunun alacaklıları ile anlaşmak suretiyle borcundan kısmen kurtulmasıdır. İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenmiş olan konkordato, elinde olmayan sebeplerle işleri iyi gitmeyen ve mali durumu bozulmuş olan dürüst borçluları korumak için kabul edilmiş bir müessesedir. Borçlunun hazırlamış olduğu konkordatonun hüküm ifade edebilmesi için, alacaklıların en az 2/3’ünün söz konusu konkordato teklifini kabul etmesi gerekir. Konkordato sözleşmesi ticaret mahkemesinin tasdikine tabi olduğundan dolayı, söz konusu sözleşmenin inandırıcılığından ve resmi bir evrak olarak sayılmasında kanunen herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

Buna karşılık alacaklı tarafın alacağından sulh yoluyla vazgeçilmesinde ise, söz konusu sulhnamenin inandırıcılığı ve ispatı açısından gerekli olan düzenlemelere 284 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde yer verilmiştir. Söz konusu Tebliğ’de yapılan düzenleme ile, alacaklı ile borçlu arasında düzenlenecek olan sulhnamenin herhangi bir muvazaa içermemesi ve noter huzurunda yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla bu şartları taşıyan sulhnamelere bağlı olarak alacaklının tahsilinden vazgeçtiği tutarlar ile ilgili olarak, borçlu taraf vazgeçilen alacak hükümleri çerçevesinde hareket edebilecektir.

Buna göre gerek konkordato gerekse sulh yoluyla alacaklısı tarafından tahsilinden vazgeçilen alacak tutarının, borçlunun yasal defterlerinde özel bir fon hesabında 3 yıl süre ile tutulması gerekmektedir.

Söz konusu fon hesabında tutulan tutarı borçlu 3 yıl içerisinde zararla itfa etmek zorundadır. 3 yılın sonunda söz konusu tutarı zararla itfa edemediği durumda ise, zarar ile itfa edilemeyen kısmı kâr/gelir olarak yazmak zorundadır.

Ayrıca 3 yıl içerisinde, işin terk, tasfiye, devir, birleşme ve ölüm halinde fon hesabında yer alan tutarın ilgili dönem matrahlarına kâr/gelir olarak ilave edilmesi gerekmektedir.

Sirküler No: